15 Aralık 2015 Salı

organik, bakteri ve İstanbul

İstanbulda yaşamak zor. Bu savımı temellendirmek için milyon tane örnek verebilirim. İstanbulda yaşayan herkes bu cümleyi kurmakta. Ama ben doğru besinlere ulaşma açısından ele alacağım bu sefer konuyu.
Benim takıntım bakteriye değil kimyasala karşı aslen. Evde yere düşen şeyleri çalkalayıp vermeyi bırakalı aylar oldu bebeye, ama kimyasal olunca o zaman biraz üzülüyorum :)
Deniz olmadan önce de doğal gıdalara felan hafiften ilgim vardı. yeni çıkan ve fiyatlarıyla anamızı belleyen "organik" pazarın kurbanı olmak da istemedim, kendimce pazardan felan aldım, annemlere getirttim filan.
Hadi çok takmadım sebze mebze neyse de pazardaki herkes ne hikmetse elinde sertifika organik mal satıyor, organikmiş ilaçlıymış amaaan demeden aldım ama iş ete gelince durum ciddileşiyor. antibiyotik olayı bir yana bir ton bakteri meselesi. (Antibiyotikten zaten kurtuluş yok). Zaten pek et yemezdik ailecek, Serhata fabrikadan verdikleri kıymaları köfte yapmaktan ibaret olan et tüketimimiz maalesef Deniz'le beraber revizyona uğradı. Bakterilere karşı hoşgörülü bir insan olmama rağmen söz konusu et olunca hele de internetten deniz için etli yemek tarifleri bakarken, bu kaygımı haklı çıkartan "mutlaka güvendiğiniz bir kasaptan alın" türü uyarlarla karşılaşınca stresten artık başlayacam aq dedim. Yok kasabınız güvenilir olsun yok mandıranız güvenilir olsun yok o olsun yok bu olsun sanırsın anadolunun şirin bir kasabasında samimiyet ilişkileri içerisinde yaşıyoruz. Nerden bulayım koskoca istanbulda güvenebileceğim bir esnaf! bulabilen beri gelsin arkadaş! Yine sayıp sövmeler içerisinde tırıs tırıs gidiyorum anacaddeyi kesen sokaktaki kasaba, söylüyorum 100 gr kıymamı ciğerimi ne yapayım arkadaş, benimki de can. Hangi birini kafam takayım, yıllarca taktım da ne oldu.  Artık takmıyorum. Bu da benim kendi başarım işte ( ilk yayın başlıklı yazımda tariflediğim başarma hissi).


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder