İstanbulda yaşamak zor. Bu savımı temellendirmek için milyon tane örnek verebilirim. İstanbulda yaşayan herkes bu cümleyi kurmakta. Ama ben doğru besinlere ulaşma açısından ele alacağım bu sefer konuyu.
Benim takıntım bakteriye değil kimyasala karşı aslen. Evde yere düşen şeyleri çalkalayıp vermeyi bırakalı aylar oldu bebeye, ama kimyasal olunca o zaman biraz üzülüyorum :)
Deniz olmadan önce de doğal gıdalara felan hafiften ilgim vardı. yeni çıkan ve fiyatlarıyla anamızı belleyen "organik" pazarın kurbanı olmak da istemedim, kendimce pazardan felan aldım, annemlere getirttim filan.
Hadi çok takmadım sebze mebze neyse de pazardaki herkes ne hikmetse elinde sertifika organik mal satıyor, organikmiş ilaçlıymış amaaan demeden aldım ama iş ete gelince durum ciddileşiyor. antibiyotik olayı bir yana bir ton bakteri meselesi. (Antibiyotikten zaten kurtuluş yok). Zaten pek et yemezdik ailecek, Serhata fabrikadan verdikleri kıymaları köfte yapmaktan ibaret olan et tüketimimiz maalesef Deniz'le beraber revizyona uğradı. Bakterilere karşı hoşgörülü bir insan olmama rağmen söz konusu et olunca hele de internetten deniz için etli yemek tarifleri bakarken, bu kaygımı haklı çıkartan "mutlaka güvendiğiniz bir kasaptan alın" türü uyarlarla karşılaşınca stresten artık başlayacam aq dedim. Yok kasabınız güvenilir olsun yok mandıranız güvenilir olsun yok o olsun yok bu olsun sanırsın anadolunun şirin bir kasabasında samimiyet ilişkileri içerisinde yaşıyoruz. Nerden bulayım koskoca istanbulda güvenebileceğim bir esnaf! bulabilen beri gelsin arkadaş! Yine sayıp sövmeler içerisinde tırıs tırıs gidiyorum anacaddeyi kesen sokaktaki kasaba, söylüyorum 100 gr kıymamı ciğerimi ne yapayım arkadaş, benimki de can. Hangi birini kafam takayım, yıllarca taktım da ne oldu. Artık takmıyorum. Bu da benim kendi başarım işte ( ilk yayın başlıklı yazımda tariflediğim başarma hissi).
Blog işte bakacaz..
15 Aralık 2015 Salı
Çocuk sahibi olmak üzerine eskiden yazdığım bir yazı
2010 yılında şöyle bir yazı yazmışım ergen bloguma:
"Bir sürü çocuğum olsun istiyorum lan. Bir sürü ipekler olsun, soyum devam etsin, garip gurup huylarım can bulsun, nesilden nesile aksın, hep hayat bulsun. ben hep varolayım. Ne de olsa oricinal bir kişiliğim değil mi, hahahaaa !! egonun tavan yaptığı an. egonun en yüksek tezahürü, hayır imkanım olsa kendimden klonlatcam birsürü, o derece, hastayım ulen kendime.
"Bir sürü çocuğum olsun istiyorum lan. Bir sürü ipekler olsun, soyum devam etsin, garip gurup huylarım can bulsun, nesilden nesile aksın, hep hayat bulsun. ben hep varolayım. Ne de olsa oricinal bir kişiliğim değil mi, hahahaaa !! egonun tavan yaptığı an. egonun en yüksek tezahürü, hayır imkanım olsa kendimden klonlatcam birsürü, o derece, hastayım ulen kendime.
Ne hastası beee, zavallıyım ben. Bari benim DNA'mı taşıyanlar ben gibi olmasın, benler olsun ama ben gibi yaşamasın, tutunsun kaybolmasın. Hah tam da loser kelimesi burada cümle içinde kullanılıbıl.
Zaten var ya bence insanlar -çocuk sevgisi hariç- şu güdülerle çocuk yapıyor:
1) "ee artık kaç yıl oldu torun sevelim değil mi"
2)"ee artık kaç yıl oldu rutine bağladık renk katalım silik hayatımıza değil mi"
3) "kocayı buldum 1.sınıfta, işi de ayarladım son sınıfta, araba tamam,evi de aldık, sıra geldi çocuğa"
Şimdi ben en çok 3. maddeye takılıyorum arkadaş. (Bu 3. Maddeye can veren kızları kısmet olursa başka bir gün irdelerim. Gerçi hep böyle diyorum kalıyor.) Çocuk, ben dahil çevremdeki bazı nadide arkadaşlarımın gördüğü gibi ne bir sorunsal( it’s no big deal maaaan!), ne de bir tamamlama unsuru. çocuk doğal bir sürecin sonucu aslında; aşkın meyvası, tutkulu gecelerin ürünü. Evet önceki yüzyıllarda kadının iş hayatında yeri yokken, çocuk “bir mesele” değil imiş. Ama ne zamanki kadın iş hayatına dahil olmuş, artık parasını kazanmaya başlamış, işte o zaman insanlığın en büyük tehlikesi baş göstermiş; kendini fark eden kadın!!! Kendini fark eden kadın, talep etmenin tadını alarak, ihtirasını önce iş hayatına sirayet ettirdiği gibi, yaşadığımız entrika dolu dünyadaki en masum olgu olan çocuğu da bu duruma alet etmiş. Bilerek ya da bilmeyerek.. Ama söz konusu kadının ihtirası olunca bilinç devre dışı kalıyor. İşte ihtirasın yeryüzündeki tezahürü kadın 3. Maddede belirtildiği üzere çocuğu da bir rekabet ve bütünlüğünü tamamlama ikonu addetmiş, en’lerine bir de anneliği ekleyerek. En iyi anne, en zeki çocuk …
çocuk doğar doğmaz rekabete konu olmuştur artık; ay dünyada gördüğüm ennnn tatlı bebekten, en iyi okullarda okuyacak, en iyi evliliği yapacak birey olma yoluna kadar. Adının ne olacağına bizzat karar vermekten itibaren her şey senin kontrolünde olacak, bundan büyük ego tezahürü olabilir mi yeryüzünde.
Ya da ben gibi, bana sunulamayan fırsatları ona sunup kendim yetiştirilirken yapılan hataları tespit edip o hataların telafisi olarak kendi çocuğum üzerinde iyi ebeveynliğimi test etme içgüdüsüyle.
Sorunsal olma kısmı ise, özgürlükten ödün verme, sorumluluk alma, geceleri uykusuz kalma, maaşın karşıladığı borç dağılımının değişmesi gibi bir takım bensel / bencil gerekçeler. Yani vazgeçememe kök saldığın 3 günlük uyduruk dünyanın zevklerinden.
Aslında tamamen içgüdüsel olarak neslinin devamını sağlama aracı olan ve sırf bu yüzden üretim aşaması zevkli olacak şekilde kurgulanmış olan çocuk, günümüz toplumunda ne yazık ki bu misyonundan uzaklaşmış ve tamamen dünyevi bir mesele olan rekabete konu olmuştur.
Bir açıklık getirmek isterim bu noktada; Evet neslin devamını istemek büyük bir egodur aslında, ama insan bu şekilde kurgulanmıştır. O nedenle yukarıda bahsettiğim içgüdüde bir sakatlık görmüyorum. Dorian Gray gibi kendine büyük bir aşk duyup da neslin devamını dilemektir egonun ta kendisi. Benim istediğim gibi yani nihahahaaaaa J yok bee ne egosu eziğim lan ben, uff bu da çok loser oldu ortasıyım işte, herkes gibi. neyse konu ben değildi ya. Ama benim bilogum banane. (napiyim sonuca bağlayamadım seyirci, uzayıp gidecekti, senin iyiliğin için)"
aferin bana, ne de güzel yazmışım ta o zamandan beri fikrim hiç değişmedi fakat benim bir çocuğum oldu :) kanlı canlı bir velet, hatta şu anda orta masanın altındaki dergileri indirdi ve ağzına götürüyor tek tek :) gönül isterdi ki 3 çocuk yapabileyim cumhur resimizin önerisiyle ama gözüm yemiyor. bir de yaşlandım artık ya, 3. çocuk 40 yaşına denk gelecek. Sabır lazım.
bu post da eski şarkıları cover yapıp albüme koymak gibi oldu :) cepten yedik yani, bu seferlik de böyle olsun:)
aferin bana, ne de güzel yazmışım ta o zamandan beri fikrim hiç değişmedi fakat benim bir çocuğum oldu :) kanlı canlı bir velet, hatta şu anda orta masanın altındaki dergileri indirdi ve ağzına götürüyor tek tek :) gönül isterdi ki 3 çocuk yapabileyim cumhur resimizin önerisiyle ama gözüm yemiyor. bir de yaşlandım artık ya, 3. çocuk 40 yaşına denk gelecek. Sabır lazım.
bu post da eski şarkıları cover yapıp albüme koymak gibi oldu :) cepten yedik yani, bu seferlik de böyle olsun:)
İlk yayın
Blog yazmayalı 50 sene olmuş. (abarttım tabi ki de, 50 sene önce bu teknoloji yoktu). 2005 yılında heyecanla başlayıp haldır haldır yazdığım bloguma, blog patlaması yaşanınca neden mola verdim?(Ay bir de çok ergensel şeyler yazmışım yahu). Mesela 2006 da keşfettiğim moda blogu dünyasına girmiş olsaydım, şu an evden çalışmalı nasıl bir iş bulurum diye kara kara düşünmek yerine, dahası bu satırları yazmak yerine sponsorlarım sayesinde edindiğim şu anda gözümün kalmayacağı beymendeki o paltoyu üzerime giyip, alışverişimi yapıp, Deniz'i de yanıma alıp (hem moda blogırı hem de anne) İstanbulun yeni hip bölgesi olan Yeldeğirmeninde hipster arkadaşlarımla hayatımın belki de ennnn güzel çizkekini yemeden evvel fotoğrafını çekip koyuyor olurdum. Elalem bunlrı yapadursun sen git mutfakta nohudunu ısla. Biraz fazla miktarda ısladım ki, buzluğa atıyorum lazım olduğunda nohut seremonisine girmeme gerek kalmıyor şşş;)
Lakin şöyle olsaydı böyle olsaydı ile işler yürümüyor arkadaş. Geçmiş geçmişte kaldı, akıllı olaydında yapaydın di mi, tembel tembel götünü yayıp blog resimlerine bakacağına, ve bir ton blogırı eleştireceğine...Al işte, durum ortada; sen oldun bir beyaz yakalı, ay başında düzenli maaşı yatıp tüm paranla alışveriş yapan bir tüketim canavarı, onlar aldı yürüdü o keko halleriyle. (Keko meko kız yaşıyor mu yaşıyor arkadaş)
Önümüzdeki maçlara bakalım. Deniz doğduktan sonra doğum izninde şunları yaparım bunları ederim'ler de bitti 1 ay sonra işe dönüyorum. Hayat akıp gidiyor. Birşeyler yaptın yaptın, ha öyle büyük şeyler olmak zorunda değil. "Birşeyler başarmak" tanımı benim için yıllar içinde nasıl da evrilerek küçük ve somut bir kavram haline geldi, ben de şaşıyorum. 20'li yaşlarımın başında benim için birşeyler başarmak, dünyaya yön verecek şeyler yapmaktı. Ben nasılsa yapamazdım o yüzden hep eziktim, bir bok başaramıyorum duygusuyla yaşadım gittim yıllarca. Şimdi ise birşeyler başarmak örneğin geceleri emzirmek için uykumun bölünmesine alışmaktan ibaret. Ve bunun gibi minik şeyler. O kadar mutluyum ki bu uyku düzenine alışabildiğime, kendimi epey başarılı hissediyorum :) hoş insan herşeye alışır diye artık hiç birşey bana zor gelmez oldu son bir kaç yıldır. İş değişikliğimin de bu felsefenin değişmesinde büyük rolü var. Yani demem o ki, birşeyler başarmak, kendinle ilgili farkettiğin olumsuz taraflarında %1 de olsa bir değişim yaratmaktır. İşte dünyanın en mutlu insanı oluveriyorsun o değişikliği farkettiğin anda. 20'li yaşlarımdaki duyguya gelmiş oldum sonuç olarak.
Asıl amacım bunları yazmak değildi, asıl amacım bu blogun asıl amacını yazmaktı ama nedense hardcore giresim gelmiş. Asıl amacım herkesin yaptığını yapmak, yazdıklarını yazmak. Ama başka bir insan olarak. Bir de uzun süredir kitap okumuyorum, kelime dağarcığım azaldı, düzgün cümle kuramaz oldum, buna deva bulmak. Otur kitap oku de mi, ona da başladım. Doğum izinimin bitmesine 1 ay kala belki de tek postlu bloglarıma bir yenisini eklemiş oldum ama olsun. Umrumda değil. Canım isterse yazarım, istemezse yazmam. O kadar. Artık hiç kural yok, herşey olacağına varır, su akar yolunu bulur. Deniz'e iyi bir bakıcı bulayım da, gerisi boş.
Deniz uyurken kendimi doyurmam gerek, değerli vaktimi burada birşeyler zırvalayarak harcamamalıyım! derdim önceden :) amaaaaaaan bugün de yine işlerimi yetiştiremeyeyim ne olacak sanki. Deniz bugün de sokağa çıkamasın yarın çıkar. Çocuk sahibi olmak beni böyle bir insan haline getirdi. Ha takıntılarım yok değil. Dur onu da başka posta yazayım. Ama cidden kendimi doyurmalıyım çok açım :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)